Bir süredir Amerika, İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı psikolojik bir savaş başlatmış durumdadır. Bu savaş, beş başlık altında yürütülmektedir:
Nükleer meseleden ötürü İran'a askeri hareket
İran'ı köşeye sıkıştırmayı hedefleyen çok daha güçlü bir ambargo
İnsan hakları mevzusu
Terör konusu
Suriye meselesi
İran'a karşı askeri hareket seçeneğinin gündeme getirilmesi iki hedefe matuf psikolojik bir savaş taktiğidir.
2012'de Amerika'da başkanlık seçimi var. Yani seçim sath-ı mailine girilmiş sayılır. ABD siyasi sistemi, Demokrat ve Cumhuriyetçi iki partiden oluşmaktadır. Başkanlık ve Kongreyi bu iki parti dönüşümlü olarak ele geçirmektedir. Geriye kalan diğer küçük partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları sonuçta bu iki büyük partiden birine eklemleniyor.
ABD'de başkanlık seçimi yaklaştıkça, mezkur iki parti güç gösterisinde yarışır. Demokratların ve Cumhuriyetçilerin yarışabileceği ve Siyonist lobilerin desteğini alabileceği en iyi konulardan biri İran meselesidir. Jimmy Carter zamanından beri İran ile ilgili güç gösterisinde bulunmak, ABD seçimlerinin temel bir siyasetidir ve oy toplama kaygısıyla yapılmaktadır. Tabi ki, 2012 seçimleri yaklaştıkça İran konusunun birinci derecede öne çıkmasının Amerika açısından daha önemli iç ve dış nedenleri vardır.
Amerika uzun bir süredir kendi içinde ciddi ekonomik zorluklar yaşıyor. Ekonomik çöküş, sonunda halkı rejime karşı harekete geçirdi. Wall Street isyanı, sadece iktidara karşı değil, Amerika'daki kapitalist sisteme karşı bir başkaldırıdır. Dolaysıyla Cumhuriyetçiler de halk isyanının hedefi durumundadır. Öte yandan Cumhuriyetçiler, ekonomik çöküş üzerinden Obama'ya yüklenemiyorlar; zira mevcut iktisadi krizin ana nedeni Cumhuriyetçi Buş'un politikalarıdır. Bu koşullarda her iki partinin rahat yarışabileceği ve iç sıkıntıları gündemden düşürebilecekleri konu İran meselesidir.
Cumhuriyetçiler medya gücüyle Obama'nın dış politikasını topa tutmakla işe başladı. Obama'yı Irak'tan Amerika askerlerini çekmekle Irak'ı İran'a teslim ettiğini, Amerika'nın Ortadoğu'daki askeri gücünü zayıflattığını, iyi bir komutan olmadığını işlemeye başladılar. Buna karşılık Obama da savunma babından Amerika'nın savaş gemilerinin Bahreyn'de, Hint Okyanusu'nda ve Ak Deniz'de konumlandığını, Kuveyt'te kalıcı bir askeri üs kurulduğunu, Körfez ülkeleriyle askeri anlaşmalar imzalandığını ve bu çerçevede ilk askeri üssün Arabistan'da kurulacağını dolayısıyla Irak'tan Amerika askerlerinin çekilmesinin Ortadoğu'yu askeri anlamda boşaltmak sayılamayacağını açıklamak durumunda kaldı ve bir adım daha ileri giderek İran'a karşı askeri hareket seçeneğini gündeme getirdi. Amerika'nın İran'a karşı askeri bir harekette bulunamayacağına dair beş önemli nedenden söz edilebilir:
1-Amerika ciddi bir ekonomik krizle yüz yüzedir ve kalıcı bir çözüm paketi de bulabilmiş değildir. Ekonomik krizle boğuşan bir ülkenin dünyayı etkileyecek bir savaşa girmesi akılcı değil.
2-Amerika halkında savaş karşıtı bir ruh hali oluşmuş ve bu halk, son yıllardaki savaşların halkın cebini boşalttığına ve yüzde birlik bir azınlığı zenginleştirdiğine inanıyor. Amerika halkının desteğini yeni bir savaş için kazanmak kolay değildir.
3-Amerika'nın İran'a karşı bir harekette Rusya, Çin, Brezilya ve Türkiye'nin desteğini alması oldukça güçtür. Bu ülkelerden destek almadan askeri bir harekete girişmek Amerika için kolay değildir.
4-Avrupa da çok ciddi bir ekonomik çöküş içinde. Yunanistan ve İtalya'da hükümetler devrildi. Birçok Avrupa ülkesi diken üstünde. Ekonomik ve siyasi sorunlarıyla başı dertte olan bir Avrupa'nın uluslar arası sonuçları ağır olacak bir savaşın içine girmesi mümkün gözükmüyor. İran gibi bir ülke ile Avrupa'nın desteği olmadan savaşa girmeyi Amerika göze alamaz.
5-Ortadoğu'daki halkların uyanışı ve Siyonist rejimin zayıflaması da önemli bir engel sayılır. Zira İran'a yönelik askeri bir hareket, Siyonist rejimi daha bir zayıflatmaktan öte onun sonunu getirebilir. Uluslar arası ve bölgesel gelişmeler dikkate alındığında Amerika'nın İran'a dönük askeri hareket seçeneğini gündeme getirmesinin iki amaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır:
Birincisi, 2012 başkanlık seçimidir. Ekonomik krizle boğuşan ABD yönetimi, İran konusu üzerinden seçim yarışı sürdürüyor. Savaş ihtimali, seçim propagandasından başka bir şey değildir.
İkincisi, savaş ihtimalini gündeme getirerek Rusya, Çin, Brezilya, Türkiye ve Avrupa ülkelerini İran'a karşı daha ağır ambargo uygulamasına razı etmek.
Amerikanın bu hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı da meçhul. Zira ekonomileri sallanan Avrupa ülkeleri İran'ı ticari olarak kaybetme riskini kolayca göze alamazlar.
Amerika'nın başını çektiği bu psikolojik savaşın ciddi riskleri vardır. Çünkü bu psikolojik savaş ve karşılıklı tehditler, kontrolden çıkabilir ve küçük bir kıvılcımla ateş alabilir. Unutulmamalı ki, bu ateş enerji kaynaklarını barındıran Ortadoğu'dan yükselecektir. Ortadoğu'da çıkabilecek bir yangından dünyanın hiçbir ülkesi çıkar elde edemeyeceği gibi ağır bedeller ödemek durumunda kalır. En ağır bedeli de Amerika ve İsrail ödeyecektir.
Amerika'nın tehditlerine karşı İran İslam Cumhuriyeti'nin sivil ve askeri makamlarının verdiği cevaplardan ayrı olarak bizzat inkılab rehberi de cevap verdi. İnkılab rehberinin cevabında en öne çıkan anlamlı tehdit şu cümledeydi:
"Hem Amerika, hem onun uşakları ve hem de bölgede Amerika'nın bekçiliğini yapan Siyonist rejim bilmeli ki, İran halkının her türlü tecavüz, saldırı ve tehdide karşı vereceği cevap, saldıranları kendi içinden dağıtacak ve yok edecek mahiyette olacaktır."
Amerika ve Siyonist rejim, mevcut zaaflarıyla İran'a karşı bir savaşa girişirlerse, bu savaş onları kendi içinden çökertebilir uyarısı veya tehdidi var bu cümlede. Aynı zamanda savaşın çok tahripkar olacağı da anlaşılabilir.
Tehdit dozajlarının bu denli yükselmesi, başta Siyonist rejim ve Amerika olmak üzere herkes için ciddi riskler içeriyor. Özellikle Ortadoğu'daki İslam ülkelerinin bu riski arttıracak politikalardan uzak durması gerekir. İran ile bazı Arap ülkeleri veya İran ile Türkiye arasında bazı bölgesel meselelere ilişkin görüş ayrılığının olması, bu ülkeleri Amerika'yı cesaretlendirecek söylemler geliştirmeye veya adımlar atmaya sevk etmemeli. Böyle bir durum, telafisi imkansız ciddi bir stratejik hata olur. İslam ülkeleri arasındaki iç ihtilafların çözümü, bölgesel düzeydeki diyalog ve işbirliği imkanlarında aranmalı; istikbar güçlerinin müdahalesinde değil. Amerika'nın bölgeye yeni bir müdahalede bulunmasına doğrudan veya dolaylı destek verecek her ülke, bu yanlışının maddi ve manevi ağır bedelini uzun yıllar ödemek zorunda kalacaktır.
İran'a yönelik savaş tehdidi, psikolojik bir hareket olarak kalsa bile, ambargo konusu ciddi olarak Amerika tarafından gündeme getirilecek. İran merkez bankasının ambargoya tabi tutulması hedefleniyor. Böyle bir durumda İran petrol satamaz, satsa bile parasını alamaz. Ambargonun bu düzeylere getirilmesi, bütün İslam ülkeleri tarafından kabul edilemez bir zulüm olarak görülmeli. İran, hangi suçtan ötürü böyle bir zulme maruz kalsın? Siyonist rejim, sayısını kimsenin bilmediği kadar atom bombası yapmışken ve uluslar arası hiçbir kontrolü kabul etmezken İran'ın barışçı nükleer üretiminden dolayı insanlık dışı mahiyette bir ambargoya tabi tutulması nasıl kabul edilebilir? Amerika beş bin adet atom bombası depolarken ve bu silahları kullanma gibi korkunç bir geçmişe sahipken, nükleer silahların yapımını ve kullanımını haram ilan eden İran'ın cezalandırılması hangi mizana sığar?
Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı'nın ısmarlama başkanı Yukiya Amano'nun CIA'nın verdiği bilgilere dayanarak hazırladığı rapora binaen İran'ı cezalandırmak hangi hukukla bağdaşır? Eski başkan el-Barada'i, Tunus'taki Sabah ve Şuruk gazetelerine verdiği mülakatta İsrail'in ve bazı ülkelerin bu kurumdan su-i istifade etmeye çalıştıklarını, kendisinin başkan olduğu dönemde de kendisinin onların istediği yönde hareket etmesini talep ettiklerini açıkladı. Amerika ve Siyonist rejimin isteklerine karşı nisbeten direnen Barada'i'ye karşılık yeni başkan Amano, Amerika ve İsrail'e karşı tam teslimiyetçi bir profil çiziyor. Böyle bir adamın raporu yeni ambargoya temel teşkil etmemelidir.
Arap ülkeleri ve hasetsen Türkiye, İran ile olan görüş farklılıklarından ötürü yeni dalga ambargoya hiçbir surette destek vermemeli, hatta çekimser bile davranmamalıdır. İslami ve insani duruş ve de stratejik çıkarlar, Arap ülkeleriyle Türkiye'nin ambargonun arttırılmasına karşı durmasını iktiza ediyor. Kardeşler arası rekabet veya ihtilaflarda dünya istikbarına pirim vermek en basitinden siyasi basiretsizlik sayılır.
Basiretsiz devletler dünya istikbarına boyun eğerse, Müslüman halkların itiraz edeceği muhakkaktır.
Zeki SAVAŞ - 18/11/2011